31 Mayıs 2025 Cumartesi
Nötralite yahut Suskunluk Sessizlik midir?
Tamamıyla sessiz bir analist…
Sahiden analitik bir nötralite susarak, sessiz kalarak, analizanın acılarına empati göstermeyerek mi olur?
Freud pratisyenliğinde hiç mi empatik davranmamıştır, ya da hepsi bir kenara, bu sessiz kalma ve susmanın bir boşluk olduğu inancı psikanalistler arasında neden bu kadar yaygınlaşmıştır?
Freud’un nötralite ilkesi, analistin analiz sürecinde yönlendirmeyen, kendi arzularını, ahlaki yargılarını ya da duygusal tepkilerini analize sokmayan bir pozisyon almasını ifade eder. Ancak bu ilke zamanla karikatürize hali almıştır: konuşmayan, duygulanmayan, tepkisiz bir analist.
Freud’un pratisyenliği ve kuramsal metinleri incelendiğinde, onun analizde tamamen sessiz kalan bir figür olmadığı zaten görülür. Özellikle pratisyenliğinin ilk yılındaki hastalarına yönelttiği açıklamalar, yönlendirmeleri ve yorumları mevcuttur. Hatta bazı örneklerde oldukça doğrudan ve empatik yaklaşmaktadır. Freud için nötralite, bir tür mesafelenme değildir, daha çok analitik işlevin bozulmaması anlamında kullanılmıştır.
Analistin müdahale etmemesi, serbest çağrışımı bozmaması, analizanın kendi iç dünyasını yansıtabileceği bir yüzey sunması gerektiği düşüncesi zamanla sessizlikle eş anlamlı hale gelmiştir. Ancak bu yaklaşım, çağdaş psikanalitik kuramlar tarafından ciddi şekilde eleştirilmiştir.
Öznelerarası yaklaşımlarda da yer alan görüş; analistin daima bir “öteki” olduğunu, sessizliğin de bir müdahale olduğunu ve analizanın bunu anlamlandıracağını savunur. Bu okullar, nötraliteyi “boşluk” değil, bir tür kendinin farkında olarak geri çekme, ama gerektiğinde ilişkiyi kurabilme cesareti olarak tanımlar.
Nedense analist serbest çağrışıma müdahale ederse analizan kendi iç dünyasından uzaklaşıp analistin tepkilerine odaklanacak diye düşünülüyor.
Gerçek nötralite; analistin kendi öznelliğini fark etmesi ve bu farkındalıkla analiz pozisyonunu düzenlemesiyle mümkündür.
22 Mayıs 2025 Perşembe
Etik - Colette Soler
Etik
Colette Soler
“Psikanalitik etik ve diğerleri” diyoruz çünkü “etik söyleme göre değişir”1, dolayısıyla toplumsal bağlara göre çeşitlenir. Lacan'ın ayırdığı dört söylemde de sırasıyla efendi, histerik ve üniversite gelecektir.
Buna, zamanın bağlarını – bizimkini – de eklemeliyiz; çünkü psikanalizin nesnesi, Lacan'ın a nesnesi, artık “toplumsal doruğundadır” ve esas imleyeni gölgede bırakarak, yalnızca bu nesne aracılığıyla kurulan bağların lehine bir konum almıştır.
Bağlar, ki bunlar bireysel olarak seçilidir, isteğe bağlıdır ve dolayısıyla bir insanın iştahı kadar geçici ve kırılgandır; bu bağların bireysel tercihlere dayanması onları kırılgan kılsa da, aynı nesne birçok kişi için ortak bir unsur hâline geldiğinde topluca benimsenmelerine engel olmaz.
Psikanalitik etik, fark edilsin ya da edilmesin, analiz kendi seyrindeyken, psikanaliz edimini seanslarda yönlendiren etiktir. Onu çağımızın etiğiyle ortak kılan şey, isteğe bağlı oluşudur; herkes için geçerli olmaması, özgül ve yeni bir arzuyu gerektirmesidir — Lacan’ın ifadesiyle… analistin arzusu.
Bu arzu, diğer arzular kadar dile getirilemezdir; ancak istisnai bir arzudur. Kavram henüz tanımlanmamıştır; çünkü her bireysel arzuyu yönlendirenin aksine, ne bir “ben”in imleyen zinciriyle taşınır ne de ilişkilendiği bir nesneye dayanır. Yine de analiz arzusunu harekete geçiren tam da bu arzudur.
Bu arzu etiği, süperegonun gürültülü sesinin buyruklarına karşı çıkar ve Lacan’ın deyimiyle bir güzergahı, talebin güzergahını izler. Lacan, bunu “Daniel Lagache Raporu Üzerine Gözlem”de2, arzunun “konuşmayla uyumsuz” ve anlatılamaz olması nedeniyle, “suskunluk etiği” ya da “suskunluğa dönüştürülmüş bir etik” olarak tanımlar.
Eylemin etiği, yani işletenin etiği, buradan gelir. Bu arzu ve suskunluğu varsayar ancak onlarla yönlendirilmez; çünkü yalnızca “yorumlama talebi”3 nesnesini belirleyebilir. Analist düşünmeyerek çalışır, düşünmeme, “saf mantıkla” — yani nicelik belirleyicilerin mantığıyla4 — var olan nesne a’dır. Sonuç olarak, “eylemle başlatılan etikte, yeni bir etik olarak, (…) mantık hüküm sürer.”5
Bu durumda normlar ortadan kalkar; yani eylemin etiği vardır. Çünkü mantığın hükmettiği yerde ister Ödipal ister cinsel olsun, tüm normlar reddedilir ve bunun sonucunda “değersiz” sayılan, herhangi bir değer sistemine yabancı bir uygulama dayatılır.
Psikanalizin politik anlamıyla ve günümüzün çeşitli ideolojileriyle—ister ilerici ister gerici olarak adlandıralım— ilgilenen herkes için bunun temel bir nokta olduğu konusunda hemfikiriz, çünkü hepsi normatiftir. Peki, mantık neye hükmediyor? Seçmemiz gereken şeylere değil; mantık, pratiği dilin gerçeğine doğru büker, pratiği dilin imkansızlıkları ve zorunluluklarıyla uyumlu hale getirir.
Tabii ki, eylemin etiğinde bilme arzusu yok değildir. Lacan da, Sade’ın yatak odasına ve eski felsefe okullarına atıfta bulunarak, ‘bilim, etiğin konumunu düzelterek hazırlanır’6 dememiş midir? Bu, “İtalyanlara Mektup”ta (1973) belirtildiği üzere, psikanalizin kökeninde yer alan az sayıdaki şen-bilimciler tarafından da doğrulanır.
Ve eğer, mantığın bu hükmünde, “elleri olmadığı için elleri temiz olan” bir etik tanımak isteseydik — ki bu başka biri tarafından dile getirilmiştir —, onun etki alanına girenlerin nereye yöneldiğine bakmamız gerekirdi. Mantık, kullanılan dilin gerçekliği nedeniyle, analizlerin nerede ve hangi dilde yapılırsa yapılsın, yönünü belirler; yani:
-Gerçekliğin ...midir? liğinin (mi-dire? Ç.N) ve tekrarın ötesinde, ki her ikisi de gereklidir;
-Aktarım içerisinde bildiği varsayılan özneden vazgeçilen nokta “aksaklık”tır, der Lacan,
-“Her defasında tökezlenen”, mantıklı hesapların geçersiz kaldığı, imkânsızlıkla karşılaşılan bir tökezleme olsun;
-İşte, tam da bu anda, her öznenin “isyan etme fırsatı”7 vardır. Bu yapı tarafından esir alınmaktan uzaklaşmayla, özneye dayatılanın ne olduğu sorusuyla, Ötekinin egemenliğinin sona erdiği yerle.
Elbette hiçbir standart son, kesinlikle hiçbir ideolojik bütünlük yoktur; bunun yerine tekil ve özgürleştirici bir arzu seçeneği ya da bir semptomun sabitlenmesi, bir keyfiyet tercihi ya da tekil bir sinthome vardır… “Varolmanın belirsiz tercihi” hareket halindedir. Sonuç olarak, kitleleşen bir şey değildir.
Güncellenmesi çok faydalı olacak birçok nokta var.
1 Ocak, 2025
Orijinal Metin: https://www.champlacanien.net/public/docu/3/rdv2026Argument.pdf
Portekizceden Çeviri: Atalay ÇOPUR
Orijinal Metinde Geçen Kaynaklar
1. Lacan, J. (1974) Televisão. In: Outros escritos. Rio de Janeiro: Jorge Zahar, Ed. 2003, p. 539
2. Lacan, J. (1960) Observação sobre o relatório de Daniel Lagache. In: Escritos. Rio de Janeiro: Jorge Zahar Ed., 1998, p. 691.
3. Lacan, J. (1973) Posfácio ao Seminário 11. In: Outros escritos. Rio de Janeiro: Jorge Zahar, Ed. 2003, p. 505.
4. Lacan, J. (1968-1969) Resumo do Ato Analítico 1967-1968. In: Outros escritos, p 373.
5. Ibid. p. 376.
6. Lacan, J. (1962) Kant com Sade. In: Escritos. Rio de Janeiro: Jorge Zahar Ed., 1998, p. 776.
7. Lacan, J. (1970) Radiofonia, Resposta à questão II. In: Outros escritos. Rio de Janeiro: Jorge Zahar Ed., 2003, p. 406.
17 Mayıs 2025 Cumartesi
Brian Eno, Kusur ve Gerçek
"Tuhaf, rahatsız edici, çirkin veya nahoş bulduğunuz her kayıt biçimi, er ya da geç onun ayırt edici bir özelliği olacak. CD’lerdeki takılmalar, dijital videolardaki titremeler, 8-bit seslerin pürüzlü dokusu– bunların hepsi önlenebilir hâle geldiğinde, değerli bulunup taklit edilecek. Bu kusurun sesidir: Birçok modern sanat eseri kontrol dışı, sınırları zorlanan ve parçalanmanın sesidir. Bozunmuş bir gitar sesi, bu sesi aktaracak aracın kaldıramayacağı yükseklikteki bir sesin yankısıdır. Boğuk sesli bir Blues şarkıcısı, gırtlağının taşıyamayacağı kadar güçlü bir duygusal çığlığın sesidir. Grenli film görüntüleri, beyazlara boğulmuş siyah beyaz karelerin yarattığı heyecan, araçların kaydetmekte yetersiz kaldığı anlara tanıklık etmenin coşkusudur." - Alıntı: Brian Eno, A Year With Swollen Appendices
11 Mayıs 2025 Pazar
Quelle? Oğlan ve Sessiz Rüya Diyarı
Bir varmış, bir yokmuş… Uykuyla uyanıklık arasında, düşüncelerinin gölgeleriyle oyun oynayan bir oğlan varmış. Saçı yokmuş, çünkü düşüncelerini havalandırmak istermiş. Ona herkes "Quelle?" Oğlan dermiş, çünkü her şeyin ardında bir soru arar, her cevaba bir yeni soru ekler, hiç durmadan merak edermiş.
Bir gece, Quelle? Oğlan başını yastığa koymuş ama uyku ona bir türlü gelmemiş. "Uykunun ardında ne var?" diye sormuş. O anda yastığının içinden bir fısıltı yükselmiş:
— "Cevapsız bir diyar… Gel, orayı bul."
Quelle? Oğlan gözlerini kapamış, ve birden düşmüş, düşmüş, düşmüş… Uyanık ama uykuya yakın, gerçek ama rüya gibi bir yere varmış: Sessiz Rüya Diyarı.
Burada ses yokmuş, ama her şey konuşuyormuş. Ağaçlar rüzgâr olmadan sallanıyor, nehirler şarkı söylemeden akıyor, gökyüzü bulutsuz ama gölgeliymiş. Quelle? Oğlan merakla bakınmış.
Bir taşın yanına gitmiş ve fısıldamış:
— "Sen neden buradasın?"
Taş titremiş, ama hiç cevap vermemiş.
Bir kuşun yanına gitmiş ve sormuş:
— "Neden şarkı söylemiyorsun?"
Kuş kanatlarını kaldırmış, ama havalanmamış.
Quelle? Oğlan cevap beklemiş, ama Sessiz Rüya Diyarı'nda sadece sorular kalırmış. Burada her şey, tıpkı onun gibi, "Quelle?" diye sorarmış ama cevap vermezmiş.
Oğlan bir süre bu dünyada dolaşmış. Merakı, sessizliğin içinde yankılanmış ama hiç yankı bulamamış. Sonunda göz kapakları ağırlaşmış.
— "Belki," diye mırıldanmış, "bazı sorular uykuya dalınca cevabını fısıldar…"
Ve o anda, Quelle? Oğlan rüyanın içine doğru kaymış. Göz kapakları kapandığında, Sessiz Rüya Diyarı da onunla birlikte solmuş.
O günden sonra Quelle? Oğlan her gece, bir cevabın değil, bir sorunun peşinden uykuya dalmış. Çünkü bilirmiş ki bazı cevaplar ancak uyurken gelir.
Ve işte, böylece masal da burada biter, uykunun tatlı kolları sizi de sarar.
Bilinçdışının topografyası ve korku: Backrooms
Mekan mefhumu, insan canlısının yaşamının başlangıcından inşa edilir, bu bağlamda mimarinin bilinç ve bilinçdışı tezahürlerinin anne karnı...
-
Aldatılma, ne bir ahlâk ihlali ne de bir sadakat meselesidir. Aldatılma, öznenin Öteki’nin arzusuna dair kurduğu sembolik haritanın ani ve...
-
Yazı: Düşüncenin belli imlerle saptanması, yazmak eylemi. mec. Alınyazısı, yazgı Yazmak için gerekli koşulların en başında dil-konuşma g...
-
Nomoi, Platon’un en “felsefi” diyaloğu değildir. Tam tersine, en az metafizik, en fazla düzenleyici olanıdır. Bu nedenle de çoğu zaman Devle...

