"Paris'in hemen dışındaki bir toplantıda, on beş yaşında bir kız yanıma geldi ve filmimi izlediğini söyledi. Bir, iki, üç defa izlemişti ve tek bir şey söylemek istiyordu... ruh diye bir şeyin var olduğunu fark ettiğini. Öncesinde bilmiyordu ama şimdi ruhun var olduğunu biliyordu. Bunda çok güzel bir şey vardı. O kız için Véronique'i çekmeye değerdi. Bir yıl boyunca çalışmaya, tüm o parayı, enerjiyi, zamanı, sabrı feda etmeye, kendine işkence etmeye, kendini mahvetmeye, binlerce karar almaya değerdi, böylece Paris civarında genç bir kız ruh diye bir şeyin var olduğunu fark edebildi. Buna değer."
-Kristof Kieslowski
Lacan’ın son dönem düşüncesinde önemli bir yer tutan Sinthome, semptomun ötesinde, öznenin varoluşunu belirleyen ve onun dünyayla ilişkisini yapılandıran bir düğüm noktasıdır. Sinthome, klasik semptom gibi çözümlenmesi gereken bir belirti değil, öznenin bir oluşumudur.
Sanat bazen bir anlatı sunmaz, aynı zamanda öznenin kendini yeniden kurmasına vesile olur. Kieslowski’nin bu alıntısı, sanatın yalnızca bir estetik deneyim değil, öznenin varoluşsal düğümünü dönüştüren bir Sinthome işlevi görebileceğini bize hatırlatabilir. Çektiği filmle bir kız çocuğuna ruhun varlığını fark ettirmesi, Kieslowski için olduğu gibi genç kız için de yeni varoluşsal düzlemleri oluşturuyor. Film, izleyen için olduğu gibi üreten için de dönüştüren, sarsan, kayıplar yaratan, mücadele gerektiren, anlamları söküp yerine yenilerini getiren bir etki yaratıyor.
