8 Haziran 2026 Pazartesi

Bilinçdışının topografyası ve korku: Backrooms

 


Mekan mefhumu, insan canlısının yaşamının başlangıcından inşa edilir, bu bağlamda mimarinin bilinç ve bilinçdışı tezahürlerinin anne karnından itibaren oluşmaya başladığını söyleyebileceğimizi düşünüyorum. Bebek, tabii ki bir mekan içinde yaşamaya, bilinçlenmeye ve büyümeye başlar. Bu, onun belki de ilk ötekiyle karşılaşma anıdır, anne karnı, kordon bağı, dış sesler, darbeler, toksinler, sıvılar…

Doğumla beraber bebeğin mekanı annenin bedeninde oluşmaya devam eder. Anne memesiyle, emzirmeyle, sarılmayla, kundaklanmayla, etraftaki konuşmalarla bebek zihninde bir topoğrafya inşa edilmeye başlar. Zihin; ötekilerle, başkalarla dolup taşmaya başlar. Bilinçdışı arzu ve dürtülerle sembolize edilmeye başlar. Ağlamak bebeğin en temel iletişimidir. Acıktığında, huzursuz olduğunda, üşüdüğünde, çok sıcak olduğunda, hastalandığında, hazımsızlık yaşadığında… İletişim her zaman vardır.

Büyüdükçe ve geliştikçe bebek ikinci kere doğar; o da sembollerin ve dilin içinedir. Tamamıyla yabancı olduğu ikinci bir yere girmek zorundadır. İhtiyaçlarını seslendirmenin ve yaşamını sürdürmesinin yolu budur. Ağlamak anlamını değiştirir, yerini kelimeler alır. Gözler geliştikçe içinde olunan mekanın derinliği, rengi, görüntüsü, sembolize ettikleri daha da belirginleşir. Çocuk aynada kendini görür, bir mekandadır, bedeni bir mekandadır, ayna bir mekandadır.

Mekan; Backrooms’un ana korku unsurudur. Mekanın korkusu, film boyunca tanımlanmasındaki güçlükten ve içerdiği belirsizlikten gelir. Bu korku aynı zamanda da bir keşfetme motivasyonudur. Bilinmeyen, anlamlandırılamayan mekanlar oradadır ve keşfedilmeyi bekliyordur. Söze dökülememiş, haritası çıkarılamamış, kayıt altına alınamamış nice mekanlar Backrooms’ta vardır. Backrooms’un internet kültüründe kendine bu kadar yer edinmiş olmasının bir sebebi de bu psikolojik unsurdur. Bilinmeyeni bilmek.

İnsan zihni içinde olduğu mekanları zihnine yeniden alır. Tıpkı Mary’nin dışarıya kapatılmış olan, paranoyayla örülü çocukluk evini zihninde tutması, bunun da ötesine gidip evinden bir parçayı hala yanında, hem kliniğinde hem yatağının başında tutması gibidir.

Clark’ın bütün bilinçdışı çatışması “mekan”la ilgilidir. Terk edilme travması onu tekrar tekrar haksızlığa uğramışlığa ve eski partnerini suçlamaya götürür. Bunu mekan üzerinden defalarca tekrar eder. Ben bu evin parasını ödedim, bu ev bana aitti, ve ben o evde yaşamıyorum. Ben başka bir mekanda yaşıyorum, çalıştığım dükkan, ve işlerim iyi gitmiyor. Pazarlama girişimlerim başarılı olmuyor, satışları beceremiyorum, faturalarımı ödemekte bile zorlanıyorum.

Backrooms’un düğüm bölümü de bir anlamda bu iktisadi imkansızlıktan ortaya çıkar.

“Elektrik faturası neden azalmıyor?”

Mekanın varlığı Clark’ın bütün gerçekliğini inşa eder. Backrooms’la karşılaşması ve odaları keşfetmesi, ona yeni bir anlam inşa edebilme imkanı vermiştir. Mimari bilgisini, bilinmeyen bu mekanın mimari hakikatini açığa çıkarmak, var olanı keşfetmek ve yeni bir özne olabilmek. Ve film devam ettikçe görürürüz ki bu motivasyon Clark’ı içinden çıkamayacağı bir yere sürükler. Sembolik düzlem yitirilir. Tanımlanan ne varsa tanımsızlaşmaya başlar. Beden, yenebilecek bir nesneye dönüşür. Mekan, tekrar eden ve bozulan bir canlı haline gelir. Artık mekan canlı, bedenler cansızdır. Ötekini keşfetmek, ölümle sonuçlanır, çünkü keşiften alınan keyfin önüne geçilemez. Bunu ikame bir mastürbasyon olarak okumak da mümkündür.

Psikanaliz, psikoterapi ve kendine yardım yaklaşımları; kişinin öznelliği içerisinde yeni alanlar ve yollar inşa etmesini, davranış kalıplarını fark etmesini, kendisini dönüştürmesini, duygularıyla çalışmasını, yaşantılarını anlatmasını, katarsisi ve daha birçok şeyi ‘öğütler’. Bu kuralları kabul etmeden terapötik çalışmaların içinde olamayız. İnsanların zihinsel acıları, yine o acıları tekrar tekrar açmaktan, o odaları tekrar tekrar dolaşmaktan geçer.

Fakat kendi içimize tekrar tekrar dönme pratiği bizi ne kadar ve ne ölçüde meşgul etmelidir sahiden?

Kendi travmalarımızla, hayata öfkemizle, duygusal yüklerimizle, geçmişimizle, yanımızda taşıdıklarımızla, rüyalarımızla… Ne kadar süre meşgul olabiliriz?

Backrooms’ta keşfetmek kendiliğin kaybıyla, öznenin ölümüyle sonuçlanır. Backrooms, mekanın bir okyanus olarak yeniden ve yeniden kurulma biçimidir. Kurtulmak ancak oradan ayrılmakla, mekandan kopmakla mümkündür, daha da keşfederek ve orada yaşayarak değil. Bu, öznenin dünyadan (semboller ve kültür ağından) kopmasıyla sonuçlanacaktır.

Bilinçdışının topografyası ve korku: Backrooms

  Mekan mefhumu, insan canlısının yaşamının başlangıcından inşa edilir, bu bağlamda mimarinin bilinç ve bilinçdışı tezahürlerinin anne karnı...