Etik
Colette Soler
“Psikanalitik etik ve diğerleri” diyoruz çünkü “etik söyleme göre değişir”1, dolayısıyla toplumsal bağlara göre çeşitlenir. Lacan'ın ayırdığı dört söylemde de sırasıyla efendi, histerik ve üniversite gelecektir.
Buna, zamanın bağlarını – bizimkini – de eklemeliyiz; çünkü psikanalizin nesnesi, Lacan'ın a nesnesi, artık “toplumsal doruğundadır” ve esas imleyeni gölgede bırakarak, yalnızca bu nesne aracılığıyla kurulan bağların lehine bir konum almıştır.
Bağlar, ki bunlar bireysel olarak seçilidir, isteğe bağlıdır ve dolayısıyla bir insanın iştahı kadar geçici ve kırılgandır; bu bağların bireysel tercihlere dayanması onları kırılgan kılsa da, aynı nesne birçok kişi için ortak bir unsur hâline geldiğinde topluca benimsenmelerine engel olmaz.
Psikanalitik etik, fark edilsin ya da edilmesin, analiz kendi seyrindeyken, psikanaliz edimini seanslarda yönlendiren etiktir. Onu çağımızın etiğiyle ortak kılan şey, isteğe bağlı oluşudur; herkes için geçerli olmaması, özgül ve yeni bir arzuyu gerektirmesidir — Lacan’ın ifadesiyle… analistin arzusu.
Bu arzu, diğer arzular kadar dile getirilemezdir; ancak istisnai bir arzudur. Kavram henüz tanımlanmamıştır; çünkü her bireysel arzuyu yönlendirenin aksine, ne bir “ben”in imleyen zinciriyle taşınır ne de ilişkilendiği bir nesneye dayanır. Yine de analiz arzusunu harekete geçiren tam da bu arzudur.
Bu arzu etiği, süperegonun gürültülü sesinin buyruklarına karşı çıkar ve Lacan’ın deyimiyle bir güzergahı, talebin güzergahını izler. Lacan, bunu “Daniel Lagache Raporu Üzerine Gözlem”de2, arzunun “konuşmayla uyumsuz” ve anlatılamaz olması nedeniyle, “suskunluk etiği” ya da “suskunluğa dönüştürülmüş bir etik” olarak tanımlar.
Eylemin etiği, yani işletenin etiği, buradan gelir. Bu arzu ve suskunluğu varsayar ancak onlarla yönlendirilmez; çünkü yalnızca “yorumlama talebi”3 nesnesini belirleyebilir. Analist düşünmeyerek çalışır, düşünmeme, “saf mantıkla” — yani nicelik belirleyicilerin mantığıyla4 — var olan nesne a’dır. Sonuç olarak, “eylemle başlatılan etikte, yeni bir etik olarak, (…) mantık hüküm sürer.”5
Bu durumda normlar ortadan kalkar; yani eylemin etiği vardır. Çünkü mantığın hükmettiği yerde ister Ödipal ister cinsel olsun, tüm normlar reddedilir ve bunun sonucunda “değersiz” sayılan, herhangi bir değer sistemine yabancı bir uygulama dayatılır.
Psikanalizin politik anlamıyla ve günümüzün çeşitli ideolojileriyle—ister ilerici ister gerici olarak adlandıralım— ilgilenen herkes için bunun temel bir nokta olduğu konusunda hemfikiriz, çünkü hepsi normatiftir. Peki, mantık neye hükmediyor? Seçmemiz gereken şeylere değil; mantık, pratiği dilin gerçeğine doğru büker, pratiği dilin imkansızlıkları ve zorunluluklarıyla uyumlu hale getirir.
Tabii ki, eylemin etiğinde bilme arzusu yok değildir. Lacan da, Sade’ın yatak odasına ve eski felsefe okullarına atıfta bulunarak, ‘bilim, etiğin konumunu düzelterek hazırlanır’6 dememiş midir? Bu, “İtalyanlara Mektup”ta (1973) belirtildiği üzere, psikanalizin kökeninde yer alan az sayıdaki şen-bilimciler tarafından da doğrulanır.
Ve eğer, mantığın bu hükmünde, “elleri olmadığı için elleri temiz olan” bir etik tanımak isteseydik — ki bu başka biri tarafından dile getirilmiştir —, onun etki alanına girenlerin nereye yöneldiğine bakmamız gerekirdi. Mantık, kullanılan dilin gerçekliği nedeniyle, analizlerin nerede ve hangi dilde yapılırsa yapılsın, yönünü belirler; yani:
-Gerçekliğin ...midir? liğinin (mi-dire? Ç.N) ve tekrarın ötesinde, ki her ikisi de gereklidir;
-Aktarım içerisinde bildiği varsayılan özneden vazgeçilen nokta “aksaklık”tır, der Lacan,
-“Her defasında tökezlenen”, mantıklı hesapların geçersiz kaldığı, imkânsızlıkla karşılaşılan bir tökezleme olsun;
-İşte, tam da bu anda, her öznenin “isyan etme fırsatı”7 vardır. Bu yapı tarafından esir alınmaktan uzaklaşmayla, özneye dayatılanın ne olduğu sorusuyla, Ötekinin egemenliğinin sona erdiği yerle.
Elbette hiçbir standart son, kesinlikle hiçbir ideolojik bütünlük yoktur; bunun yerine tekil ve özgürleştirici bir arzu seçeneği ya da bir semptomun sabitlenmesi, bir keyfiyet tercihi ya da tekil bir sinthome vardır… “Varolmanın belirsiz tercihi” hareket halindedir. Sonuç olarak, kitleleşen bir şey değildir.
Güncellenmesi çok faydalı olacak birçok nokta var.
1 Ocak, 2025
Orijinal Metin: https://www.champlacanien.net/public/docu/3/rdv2026Argument.pdf
Portekizceden Çeviri: Atalay ÇOPUR
Orijinal Metinde Geçen Kaynaklar
1. Lacan, J. (1974) Televisão. In: Outros escritos. Rio de Janeiro: Jorge Zahar, Ed. 2003, p. 539
2. Lacan, J. (1960) Observação sobre o relatório de Daniel Lagache. In: Escritos. Rio de Janeiro: Jorge Zahar Ed., 1998, p. 691.
3. Lacan, J. (1973) Posfácio ao Seminário 11. In: Outros escritos. Rio de Janeiro: Jorge Zahar, Ed. 2003, p. 505.
4. Lacan, J. (1968-1969) Resumo do Ato Analítico 1967-1968. In: Outros escritos, p 373.
5. Ibid. p. 376.
6. Lacan, J. (1962) Kant com Sade. In: Escritos. Rio de Janeiro: Jorge Zahar Ed., 1998, p. 776.
7. Lacan, J. (1970) Radiofonia, Resposta à questão II. In: Outros escritos. Rio de Janeiro: Jorge Zahar Ed., 2003, p. 406.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder