18 Nisan 2026 Cumartesi

Yazarın Keyfiyeti

 



"Hep denedin, hep yenildin, olsun. Tekrar dene, tekrar yenil, daha iyi yenil."

- Samuel Beckett 1













Yazarların aynı zamanda acılarını sembollere dönüştürdüğünü,

yazarlıkta acının öneminin zaman zaman vurgulandığı alıntı ve pasajlara rastlamak da mümkündür.


Yazara ait arketipik öyküler arasında acı çeken,

acılarını dönüştüren ve yaralarını semboller yardımıyla başkalarına gösterebilen,

başkalarının yazdıkları aracılığıyla kendi yaralarını kabullenmesi (ya da reddetmesi?) için

imkan tanıyan bir özne mevcuttur.


Yazarın mutsuz olduğunu söyleyebileceğimizden hareketle analistin mutsuz olacağını da düşünelim.


Zira analist de nihayetinde acılarıyla başka bir analist aracılığıyla karşılaşan,

kendi yaralarını kabullenen (ya da reddeden?) bir öznedir.


Öyle ki analistin analisti de nihayetinde acılarıyla başka bir analist aracılığıyla karşılaşan,

kendi yaralarını kabullenen (ya da reddeden?) bir öznedir.


Öyle ki analistin analistinin analisti de…


Görülebileceği üzere yazı tekrarlamadır, analiz tekrarlamadır,

tekrarlama keyfiyete (jouissance) döner.


Yazar keyfiyetine yazı aracılığıyla ulaşır, analist keyfiyetine analitik konuşma ve kurulumla ulaşır.

Tekrarlamak yazıyı, konuşmayı mümkün hale getiren kategoriler arasında yer alıyor olacak ki

söylemler çoğu zaman sahip oldukları etkiyi tekrarlanmalarından alır.


Her öznel yapı tekrarlamalarla kurulur neticede,

bir şeyler tekrarlamış olacak ki aynı özne analitik söylemin uyandırdığı sürprizlerle farkın alanına dahil olabilsin,

semptomuyla farklı karşılaşmalar kurabilsin, eksikliğine “diğer türlü” bakabilsin.


Yazar fiziksel bir iş yapar, adeta bir inşaat işçisidir,

bu noktada her özne bir inşaat işçisidir.


Ancak inşa edildikten sonra inşa edebilecek düzeye gelir.


Her yapı belki de farklı söylemler inşa eder, her inşa bir yıkımın alanındadır.


Histerik, talebinin tekrar tekrar ortaya çıkabileceği sahnelerde inşa edilir;

Obsesyonel ölüme,sona,çürümeye yaptığı libidinal yatırımla inşa olur

(Obsesyonelin söylemi?, Fobiğin söylemi?, Melankoliğin söylemi?, Sapkının söylemi?, Psikotiğin söylem(ler)i?).


Yazarın acısıyla dönüştürüp ürettiği metin sonlanmak üzere yazılmaya başlanır,

eğer yazar metni noktalamayacaksa, yazarın fiziksel ölümü bu noktayı elbette yazar yerine koyar.


Dolayısıyla yazarın keyfiyetinin yanında arzusunu da metin alanına dahil etmesi ve bitti diyebilmesi gerekir.

Yazar noktalamalıdır ki yeni bir metine geçebilsin.

Nihayetinde noktalanan, bitirilen metin, arzunun bittiğini değil, yazarın keyfiyetinin sınırıdır.


Çünkü ancak bu sayede yazar yeni acıları,

yeni yaraları duyumsar ve başka bir metinle ilişkilenme fırsatına sahip olur.


Yazar her defasında dilin sınırlarını zorlamaya, aşmaya,

kat etmeye uğraşacak,

her defasında yenilecek,

belki sonrasında susmayı deneyecek,

ama tekrardan yazmayı sürdürecektir.


Yazar, yenilgiyi kabullenerek yazının alanına dahil olur.


Yazar her zaman için söylemek isteyeceklerinin eksik kalacağını,

bitmeyeceğini,

söylediklerini daha açık bir hale getirmek için daha çok yazması gerektiğini kabullenmelidir.


Yazar asla özgür değildir.


Lakin yazar, karşılaştığı yenilgilerinin içerisinde başka yenilgiler üretebilecek bir kaçış alanına sahiptir.


Anlatılmak istenen anlatılamaz. Ama başka bir anlatılamayan inşa etmek bu noktada yine yazara kalır.


Bu sebepledir ki Beckett’ın bu alıntısını yazarın başarısızlığa olan yazgısıyla birlikte tekrar

okuyabiliriz: “Hep denedin, hep yenildin, hep yenileceksin”


Beckett alıntının devamında olsun der. Nedir peki bu olsun?


Beckett yazarı motive etmeye mi çalışır?


Eninde sonunda yeneceğini mi söylemek ister?


Yazara bir şefkat mi vermeye çalışır?


Öyle görünüyor ki Beckett’ın bu alıntının devamında kullandığı olsun (orj. No matter) hafifletici bir etkiye sahiptir.


Yeneceksin gibi bir iddiası yoktur, galibiyeti yüceltmez,

tam tersine mağlup olmanın getirdikleri ve götürdükleriyle ilgilenir, başka hiçbir yola sapmadan.


Bu sonucun, her defasında tekrarlanan bu sonucun da bir mesele olmadığını basitçe okuyucuya-yazara söyler.

Olsun.

Alıntının devamı yazarı tekrara çağırır, tekrar denemesi ve tekrar yenilmesine dair bir çağrıdır bu.

Fakat bu tekrar, aynen bir tekrar değildir, farklı bir tekrardır, zira yazar bu defasında daha iyi yenilecektir.

Yazarın yazgısı, sabit ve değişmez değildir.


Aynıdır, ama farklı bir aynılıktır bu.

Analizanın klinik ortamda kurduğu “hep aynı şeyleri yaşıyorum” cümlesindeki bir aynılıktır bu.


Analizan tabii ki gerçeği söyler, ve tabii ki aynı şeyleri yaşamaktadır,

fakat bu aynılık içerisinde birçok farkı barındırır.


Her defasında farklı bir aynılık.

Bambaşka aynılar.


Yazar da analizan da konuşan her özne de tekrarlarını bambaşkalıklarla gerçekleştirir.


Ve bu nedenledir ki yenilgiler, hatalar, kusurlar, eksikler her defasında daha iyi olur.

İşte tam da bu noktada yenilginin ne olduğu değil, nasıl olduğu; sonucu değil, süreci önemli hale gelir.

1 Samuel Beckett’ın 1983 tarihli Worstward Ho isimli öyküsünden alıntı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Bilinçdışının topografyası ve korku: Backrooms

  Mekan mefhumu, insan canlısının yaşamının başlangıcından inşa edilir, bu bağlamda mimarinin bilinç ve bilinçdışı tezahürlerinin anne karnı...